






   
<rss version="2.0">
  <channel>
    <title>NEAR EAST HISTORICAL REVIEW, Yıl 2025 Sayı 15/2</title>
    <link>https://nehrreview.com/?mod=sayi_detay&amp;sayi_id=3794</link>
    <description>NEAR EAST HISTORICAL REVIEW</description>
    <language>tr</language>
    <pubDate>2025-11-05</pubDate>
    <generator/>
    <item>
      <title>Geleneğin Yeniden Hatırlanması: İzmir’de İpeğin Toplumsal Tarihi</title>
      <link>https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=85936</link>
      <guid isPermaLink="true">https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=85936</guid>
      <author>Nurullah KIRKPINAR  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Garamond',serif;"&gt;İpekçilik, Osmanlı Devleti ve Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, Anadolu insanı için en önemli geçim kaynaklarından biridir. İzmir şehrinde ise ipek, üretim ve ticaretin yoğun bir şekilde görüldüğü ve yüzyıllarca geleneksel üretim ilişkileri ve tarzları içinde varlığını sürdüren önemli bir endüstri koludur. Şüphesiz en başta bu rol, İzmir şehrinin ipek kozası üretimi için gerekli şartlara haiz olması ile ilgilidir. Zira İzmir’de ipek üretimi ve ipek böcekçiliği, tarih boyunca önemli ve beceri gerektiren sektör olmuştur. 19. yüzyılda uluslararası ticaretin başlıca aracı olarak önemli bir rol oynamış ve Uzak Doğu ile Batı dünyası arasında ticaret bağlantısını sağlamıştır. İzmir’deki ipekçilik sektörü, liman üzerinde sağlanan yalnızca bir ticaret aracı değil, aynı zamanda kültürel alışverişi ve küreselleşmeyi sağlayan bir tarımsal üretim sektörü haline gelmiştir. Bu da ipeği geleneğin ve istikrarın simgesi haline getirmiştir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Garamond',serif;"&gt;Diğer taraftan ipekçilik, Türkiye’nin geleneksel tarım ürünlerinden biri olmasına karşın II. Dünya Savaşı sonrası ve 1950’li yıllarda Yeşil Devrim’in ve 1980’lerden itibaren uygulanan neoliberal politikaların teşvik ettiği tarımsal girdiler sebebiyle gerileme eğilimi göstermiştir. İpekçilik; suni ipek üretimi, kimyasal elyaflarla olan rekabet ve koza fiyatlarındaki istikrarsızlık vb. nedenlerle krize girmiştir. Günümüzde ipeğe olan ilginin artmasının başlıca nedeni ipekli kumaşların coğrafi işaretli olmasıdır. Modern Türkiye’de son yıllarda kırsal alanlara ve organik tarıma ilginin artmasıyla birlikte ipek tekstiline olan talep, geleneksel olanın hatırlanmasıyla gerçekleşmiştir. Bu çalışma ile İzmir’deki bir sektör vasıtasıyla Osmanlı Devleti’nden Türkiye Cumhuriyeti’ne, toplumun ve onu yönetenlerin düşün dünyasındaki değişim ve bu değişime etki eden faktörler ortaya konulmuştur. İktisadi olarak ise sektördeki değişimin nedenleri gösterilmiştir.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;div style="all: initial !important;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Pers Şemşirlerinde Aslan Sembolü ve Tavrı: Karşılaştırmalı Bir Analiz</title>
      <link>https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82808</link>
      <guid isPermaLink="true">https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=82808</guid>
      <author>Manouchehr Moshtagh KHORASANİ  </author>
      <description>&lt;p class="BodyGaramondlight9" style="text-indent: 0cm;"&gt;&lt;span lang="EN-US" style="font-size: 12.0pt; font-family: 'Garamond',serif;"&gt;Aslan ve güneş amblemi, İran ikonografisindeki en kalıcı ve çok yönlü sembollerden biridir. Yüzyıllardır kraliyet mühürlerini, paraları, silahları ve devlet bayraklarını süslemiştir. Statik veya sadece dekoratif olmaktan uzak olan bu amblem, sürekli olarak dönüşmüş, dini, astrolojik, hanedan ve kültürel anlam katmanları biriktirmiştir. Kaçar döneminde belirgin bir şekilde kullanılmış olmasına ve bazılarının onu öncelikle bu hanedanla ilişkilendirmesine yol açmış olmasına rağmen, aslan ve güneş motifinin çok daha eski ve daha karmaşık kökenleri vardır, İran'ın İslam öncesi mirasına derinlemesine ulaşır ve ardışık dönemlerde çeşitli biçimlerde yeniden ortaya çıkar. Bu makale amblemin tarihsel evrimini ve sembolik karmaşıklığını inceleyerek, İran sanatında ve mitolojisinde en erken tezahürlerini, göksel olaylarla ve kraliyet otoritesiyle olan bağlarını ve İslami, özellikle Şii ideolojik çerçeveler içinde yeniden yorumlanmasını izler. Ahameniş döneminden Kaçar dönemine kadar görsel biçimlerini ve anlamlarını analiz ederek, bu amblemin sadece bir egemenlik veya kültürel kimlik işareti olmaktan daha fazlası olarak nasıl işlev gördüğünü daha iyi anlayabiliriz; aynı zamanda İran'ın katmanlı tarihsel bilincinin dinamik bir ifadesiydi. Aslan, ister tek başına, ister güneşle eşleştirilmiş veya bir boğayla dövüşürken tasvir edilmiş olsun, şemşir bıçakları, baltalar ve hançerler dahil olmak üzere seçilmiş tarihi silahlarda da yer alır. Aşağıdaki makale, Alqarashi Koleksiyonu'ndan dört şemşirde tasvir edildiği gibi aslanın duruşunun ve sembolik işlevinin karşılaştırmalı bir analizini sunarak her örneği daha geniş sanatsal ve ideolojik bağlamına yerleştiriyor.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;div style="all: initial !important;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Tarihi Metinler Işığında Kenan Ülkesi’nin Coğrafi Konumu</title>
      <link>https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87457</link>
      <guid isPermaLink="true">https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87457</guid>
      <author>Mustafa KARAGEÇİBurak TAŞDÜVENCİ  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Garamond','serif'; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Kenan Ülkesi metinlerin yanı sıra İncil ve Tevrat gibi kutsal kitaplarda da anılan bir ülkedir. Burada yaşayan insanlar Kenanlı olarak anılmakta olup, Sami kökenli bir topluluk oldukları anlaşılmaktadır. Kenan Dili ise kuzeybatı Sami ailesine mensuptur. Bununla birlikte bu ülkenin tam olarak nerede yer aldığı, hangi toprakları kapsadığı kesin olarak bilinmemektedir. Bunun temel sebebi Kenan Ülkesi’nin kendi içerisinde farklı bölümlere ayrılmış olmasıdır. Özellikle Antik Mısır kaynakları ve El-Amarna arşivi, ülke içerisinde yer alan birden fazla kraldan bahsetmektedir. Kenanlılar geniş bir bölgeye yayıldığı için Babil, Mısır, Alalah, Mari ve El-Amarna arşivleri ülkenin konumu hakkında farklı yorumlar yapmaktadır. Bu bilgiler, temel olarak Kenan ülkesi içerisinde yer aldığı belirtilen kentlerden gelmektedir. Çalışmamız kapsamında Antik Mısır, Lübnan sahilinden elde edilen kaynaklar, Mari kaynakları, Mitanni kaynakları, Alalah kaynakları ve Babil kaynakları ele alınarak, Kenan Ülkesi’nin coğrafi sınırı çizilmeye çalışılacaktır. Bu esnada yazılı metinlerden yararlanıldığı gibi farklı bilim insanlarının çalışmalarından da yararlanılmıştır. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;div style="all: initial !important;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Doğubayazıt/Sağlıksuyu Köyü'ndeki Arkeolojik Keşifler Üzerine Bir Değerlendirme</title>
      <link>https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87580</link>
      <guid isPermaLink="true">https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87580</guid>
      <author>Şüheda ABLAK  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; line-height: 150%;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 150%; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: 'Times New Roman';"&gt;Sağlıksuyu Köyü, Ağrı’nın Doğubayazıt ilçesinin 8 km. kuzeybatısında Doğubayazıt-Iğdır karayolunun ise 4 km. batısında bulunmaktadır. Bölgede yaptığımız araştırmalarda Demir Çağı’na tarihlenen bir su kanalı ve bu su kanalını koruyan bir istinat duvarı tespit edilmiştir. Gresor Dağı’nın güney eteklerinde bulunan su kanalının kuzeyine dağdan gelen taş ve kayalardan zarar görmemesi için kanala paralel uzanan istinat duvarının yapıldığı anlaşılmaktadır. Su kanalı ve istinat duvarının yaklaşık 2 km. kuzeyinde ise bir mağara yerleşmesi bulunmaktadır. Köyün yerleştiği alan bölgede nadiren görülen tarım yapılabilen bir alanı kapsamaktadır. Bu tarım yapılabilen alanın tüm çevresi irili ufaklı volkanik yükseltilerle kaplıdır. Kanal ve kanal için yapılan istinat duvarı Demir Çağı’na tarihlenirken mağaranın daha geç bir dönemde kullanıldığı düşünülmektedir. Bu bakımdan kanal bölgesine en yakın antik yerleşim Kalus Dağı üzerindeki Demir Çağı kalesi olarak dikkat çekmektedir. Bu haliyle Demir Çağı yerleşmesinin oldukça geniş bir alana yayılmış olduğu görülmektedir. Kanal yapımı ve kanalı korumak için yapılan istinat duvarının tarihlemesine olanak sağlayan diğer buluntular Kalus kurgan alanında tespit edilen Urartu seramikleridir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;div style="all: initial !important;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>Samsun’da Milli Mücadeleden İstiklal Madalyasına Giden Süreç</title>
      <link>https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87810</link>
      <guid isPermaLink="true">https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87810</guid>
      <author>Mehmet Yavuz ERLER  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; line-height: 115%; font-family: 'Garamond','serif'; vertical-align: baseline;"&gt;Osmanlı Devleti, 1912 yılındaki Balkan Savaşlarında kaybettiği topraklarını geri alabilmek için bilerek ve isteyerek 1914 yılında başlayacak olan savaşa dâhil olmuştur. Savaş, taraf ülkelerin deniz aşırı kolonilerini de kapsadığından Birinci Dünya Savaşı olarak tanımlanır. Ancak Osmanlı devlet erkânı dimyata giderken evdeki bulgurdan da olunacağını 1917’de müttefik Almanya ve Avusturya’nın savaştan alel acele çekilip barış imzaladıklarında anlayacak ve bu defa Osmanlı topraklarının çok daha büyük bir bölümünü kaybedecektir. Osmanlı batılı müttefikleri barış imzalarken savaşın bütün yükünü tek başına omuzlayarak 1917-1918 arasındaki süreyi İngiltere, Fransa ve İtalya’ya karşı tek başına idame ettirmeye çalışmıştır. Bu kayıp Mekke, Medine, Kudüs ve Bağdat gibi pek çok mukaddes toprağında kaybını beraberinde getirdiğinden manevi çöküşte Osmanlı vatandaşlarının ruhlarında derin yaralar oluşturmuştur. 30 Ekim 1918’de Mütarekenin imzalanmasından sonra 19 Mayıs 1919 tarihine kadar geçen süre tam anlamıyla bir yağma ve katliam süreci olarak tarihimize ve hafızalarımıza kara bir leke olarak nakşedilmiştir. 1919-1923 tarihleri arasında süren Milli Mücadele safhası ise bu kara lekenin kısa sürede Türk milleti tarafından giderilerek zaferlerle taçlandırıldığı bir süreci tanımlar. Çalışmamızda milli mücadele yıllarında yaşanan eşsiz bir kahramanlık sürecine dair arşiv kayıtları değerlendirilmiştir. Samsun, Trabzon ve İnebolulu mavnacılar ve deniz nakliye vasıtalarına sahip olan Karadeniz insanının kuva-yı milliye çatısı altında oluşan birliğe cephane ve hatta uçak sevkiyatı ile hizmet verdikleri tespit edilmiştir. Bu hizmetlerini hiçbir karşılık almadan ölüm riskini bile göze alarak gönüllü bir şekilde icra eden bu adsız kahramanlar Mustafa Kemal’in dikkatinden kaçmamıştır. Türkiye’nin ilk Gazi Cumhurbaşkanı, Cumhuriyetin tesisinden hemen bir yıl sonrasında yani 1924 yılında Samsun, Trabzon ve İnebolu’da silah ve cephane sevkiyatında sundukları özel hizmetlerinden ötürü kendilerine beyaz şeritli İstiklal Madalyası verilmesi yönünde meclise teklif sunarak ilgili kanunun çıkmasına vesile olmuştur. Çalışmamızda Milli Mücadele yıllarında Karadenizli mavnacıların hizmetlerine dair veriler takdim edilmiştir. &lt;/span&gt;&#13;
&lt;div style="all: initial !important;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-05</pubDate>
    </item>
    <item>
      <title>II. Abdülhamid’in Muhafız Birliği: Süvari Ertuğrul Alayı Künye Defteri Üzerine Bir İnceleme</title>
      <link>https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87565</link>
      <guid isPermaLink="true">https://nehrreview.com/?mod=makale_tr_ozet&amp;makale_id=87565</guid>
      <author>Hürü SAĞLAM TEKİR  </author>
      <description>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; text-indent: 1.0cm; line-height: normal; margin: 6.0pt 0cm 6.0pt 0cm;"&gt;&lt;span style="font-size: 10.0pt; font-family: 'Garamond',serif; mso-bidi-font-family: Calibri; mso-bidi-theme-font: minor-latin;"&gt;II. Abdülhamid hükümdarlığı süresince Yıldız Sarayı içerisinde yaşamış ve dış dünya ile bağlantısını belirli sınırlar dahilinde gerçekleştirmiştir. Geniş bir alan üzerine kurulmuş olan Yıldız Sarayı içerisinde; tiyatro, müze, kütüphane, eczane, atölyeler, gezinti havuzları, parklar ve çok sayıda kasır, köşk ve yapı bulunuyordu. Sarayın çevresi ise muhafız askerleri tarafından korunuyordu. Sarayda yaşayanların içerisinde Padişah ve ailesinden başka ilk göze çarpan Padişah’ı koruyup kollayan muhafızlardı. Yıldız Sarayı’nın özellikle Padişah’ın muhafazası Arap, Arnavut ve Türklerden seçilmiş olan üç farklı taburlar ve tüfekçiler tarafından sağlanırdı. II. Abdülhamid en çok Türklerden meydana gelen Süvari Ertuğrul Alayı efradının temiz yüreklerinden ve sonsuz sadakatlerinden emindi. Bu askerlerden bahsederken daima memnuniyet ve sitayişle bahseder ve onlarla görüştüğü zaman “öz hemşehrilerim!” diye hitap ederdi. Bu çalışma Türkler tarafından oluşturulan Süvari Ertuğrul Alayı’na ait bir künye defterinin değerlendirilmesinden ibarettir. Defterde geçen askerlerin komuta kademesi, gelmiş oldukları memleketleri ve alaydaki görevleri çalışmada ele alınmıştır. Çalışma ayrıca yaygın kanaatin aksine Süvari Ertuğrul Alayı’nın tamamının Karakeçili Aşiretine mensup kişilerden oluşmadığını ortaya koymaktadır.&lt;/span&gt;&#13;
&lt;div style="all: initial !important;"&gt;&amp;nbsp;&lt;/div&gt;</description>
      <pubDate>2025-11-05</pubDate>
    </item>
  </channel>
</rss>


