1917 Balfour Deklarasyonu ile başlayan ve 1920’de San Remo Konferansı ile resmileşen İngiliz yönetimi, hem Arap hem de Yahudi toplumlarının beklentilerini karşılamaktan uzak bir politika izlemiştir. Özellikle 1920-1936 yılları arasında artan Yahudi göçleri ve toprak kazanımları, demografik yapıyı değiştirerek Araplar arasında infiale ve şiddetli çatışmalara yol açmıştır. 1936’da başlayan Büyük Arap İsyanı, İngiltere’yi bölgede yeni çözüm arayışlarına itmiş; Peel ve Woodhead komisyonları aracılığıyla "taksim" (bölünme) planları gündeme getirilmiştir. Ancak dünyanın bir savaş eşiğinde olması ve stratejik dengeler, İngiltere’nin bu raporları rafa kaldırarak tarafları Londra’da bir konferansa davet etmesine neden olmuştur. 7 Şubat 1939’da başlayan konferansta, tarafların birbirini muhatap kabul etmemesi nedeniyle müzakereler ikili görüşmeler şeklinde yürütülmüştür. Araplar tam bağımsızlık ve göçlerin durdurulmasını talep ederken; Yahudi delegasyonu, Avrupa’daki Nazi baskısı nedeniyle göçlerin devamı ve bir Yahudi devletinin tesisi konusunda ısrarcı olmuştur. Konferansın uzlaşmazlıkla sonuçlanması üzerine İngiliz Hükümeti, 17 Mayıs 1939’da "Beyaz Kitap" (White Paper) belgesini yayımlamıştır. Bu belgeyle İngiltere, Filistin’in bir Yahudi devletine dönüştürülmesinin artık bir politika olmadığını ilan ederek Yahudi göçlerine ve toprak satışına ciddi kısıtlamalar getirmiştir. Ancak bu karar, ne bağımsızlık isteyen Arapları ne de vatan idealinden vazgeçmeyen Yahudileri tatmin etmiştir. Neticede Londra Konferansı, taraflar arasındaki uçurumu derinleştirmiş ve 1948’de yaşanacak olan büyük çatışmanın diplomatik zeminini hazırlayan başarısız bir girişim olarak tarihe geçmiştir. Bu çalışma, Filistin üzerindeki İngiliz Manda İdaresi’nin en kritik siyasi dönemeçlerinden biri olan 1939 Londra Konferansı’nı ve bu sürecin bölgedeki taksim planlarına etkilerini incelemektedir.
The British administration, which began with the 1917 Balfour Declaration and was formalized at the 1920 San Remo Conference, pursued a policy that fell far short of meeting the expectations of both the Arab and Jewish communities. In particular, the increasing Jewish immigration and land acquisitions between 1920 and 1936 altered the demographic structure, leading to outrage and violent clashes among the Arabs. The Great Arab Revolt, which began in 1936, pushed Britain to seek new solutions in the region; “partition” plans were brought to the table through the Peel and Woodhead commissions. However, the world being on the brink of war and strategic balances led Britain to shelve these reports and instead invite the parties to a conference in London. At the conference, which began on February 7, 1939, negotiations were conducted in the form of bilateral talks because the parties refused to recognize each other as legitimate counterparts. While the Arabs demanded full independence and a halt to immigration, the Jewish delegation insisted on the continuation of immigration and the establishment of a Jewish state due to Nazi persecution in Europe. Following the conference’s failure to reach an agreement, the British Government published the “White Paper” on May 17, 1939. With this document, Britain declared that transforming Palestine into a Jewish state was no longer a policy and imposed severe restrictions on Jewish immigration and land sales. However, this decision satisfied neither the Arabs seeking independence nor the Jews who refused to abandon their national aspirations. Ultimately, the London Conference deepened the rift between the parties and went down in history as a failed initiative that laid the diplomatic groundwork for the major conflict that would erupt in 1948. This study examines the 1939 London Conference one of the most critical political turning points of the British Mandate in Palestine and its impact on partition plans in the region.